|
oooADA GAZETESİ
EKOLOJİ
SAYFASI -2007
|
|
ATLARIN HATIRINA…
Atlar,danalar,koyunlar,kediler ve köpekler. Aynı canı taşıyorlar ama aynı hakları alamıyorlar.Kediler ve köpekler biraz şanslılar hiç olmazsa yaz aylarında yazlıkçılar tarafından gözetilip korunuyorlar ve haklarını koruyan panterler bile var,uluslar arası yardım bile alıyorlar.Her yerde itibar görüyorlar.İDO bile 7 yaş üstü çocuklara akbil basıryor da, kedi ve köpek oldu mu sorgusuz,sualsiz sahibinin yanında geçiyorlar vapurlara. Danalar ve koyunlar da biraz şanslı,devlet çiftçilerimizi korumak adına her türlü imkanı sağlıyor onlara.Hiç birinin üzerine binip koşturan da yok valla……. Ama ATLAR,maalesef insanlar için üstünde insan ölümüne koşuyorlar.Ecdadımızız orta asyadan kurtarıp Anadoluya getirmiş,yetmemiş İstanbul’u fethettirmiş,yetmemiş Avrupa’ya ve Afrika’koşmuş ama şimdi Adalar’da hakkettikleri gibi yaşayamıyorlar.Yazık… Hemde çok yazık.
KEDİ HAKLARI VAR,KÖPEK HAKLARI VAR, atların hakları yok onlar hayvan değil sanki. Hayvan sevenleri çekemiyorlar nedense.Eve avuca sığmadıklarından ya da ahırlarından,herhalde.!!!!Onlar aç karınlarına çare olarak,mecburiyetten bu zorlukları çekiyorlar.Adalarda dere ya da derecikler olmadığından yaz kuraklığında susuzluktan hastalanıp ölen atlar daha şanssız,karnı aç ve susuz. Adalardaki atlardan şanslı olanlar yaz-kış faytonlara hizmet veriyor,faytonlarda insanlara.Şanslı olmayanlar azcık azıkla çok kırbaçla sadece yazları faytonlara hizmet veriyor,yaz bitince faytoncu tarafından başıboş bırakılıp,terk edilince çöp varillerindeki yiyecekleri tarayıp temizleyerek çöpçülere,ormandaki çalı ve otları temizleyerek ormancılara hizmet veriyor.İnsanlık tarihinde daima insanlara faydalı olmuş,tarih yazdırmış,çağ açıp çağ kapatmış adeta efsane olmuş bu canlar adalarda hakkettikleri saygı ve sevgiyi görmediklerinden,bir gün isyan edip gitseler ne olur diye düşündüm. Tarım yapan ziraat ve hayvancılıkla yani danalar ve koyunlarla uğraşanlar,sadece kayıtlara göre işleme tabi tutularak devlet tarafından desteklenmekte,destek kredileri ile ayakta tutulmaya çalışılmaktadır.Tarım kredi kooperatifleri,zirai donatım kurumu v.b kuruluşlarla devlet neredeyse dere,tepe dümdüz gidip para dağıtmakta iken adalardaki atlar ve faytoncular ortada kalmışlıkla uğraşmaktadırlar. TJK da koşan atların canı can da, faytonda koşan atların canı patlıcan mı? TJK hangi devlet imkanlarından ne ölçüde faydalanıyor ve destekleniyor,bilmiyoruz.Ancak Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına bağlı olarak yetiştirilmekte oldukları,Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı olarak koşturulmakta olduklarını bilmeyen yoktur.Bilmeyenlerde artık bu yazıyla öğrenmiştir.TJK daki atlar modern ahırlarda bakılmakta her türlü sağlık hizmetlerini eksiksiz almakta,geniş ve dümdüz alanlarda antrenman turları atmakta iken,adalardaki faytoncuların atları orman kenarındaki sahipli ya da sahipsiz hazine arazilerine derme çatma yapılmış naylon branda barakalarda ilkel şartlarda susuzluk ve açlıkla baş başadır, hastalandıklarında da hiçbir sağlık hizmeti de alamazlar.Rahatça koşup oynayacağı düz ve boş bir arazi zaten yoktur.Ve devamlı eklem sakatlıklarıyla karşı karşıyadırlar. Faytona koşulmuşsa iş yapmışsa o gün karnı belki doyar diğer zamanlarda ve özellikle kış mevsiminde ormana veya sokaklara salınır, bulduğu ot ya da çöpteki insan artıklarıyla doyar.Hastalanırsa ölümü bekler ve özellikle yol kenarında ölür bizlere derdini anlatmak için!!!!!!!!Ölünce atlar devletten hizmeti alırlar ve gelir kepçe alır götürür bir çukura gömer üstüne de bir kepçe toprak.Hizmet sonunda alınır.Dişleri dışarıdadır.Kimbilir,belki mutluluktadır.Bu hayattan kurtuduğundandır.Kimbilir, bize güldüğündendir. Modern ahırların inşası tamamlanalı neredeyse 1 yıl oldu.Tirilyonlar harcandı onların rahata kavuşması için yapıldı ama canlar halen daha çamur deryasındadır.Harcanan tirilyonların amacına ulaşması için yine tirilyon gerekiyor diye düşünüyorum.Ahırlar için harcanan tirilyonlardan biraz da faytoncular için harcanmadıkça ne atlar ne de faytonlar haklarına kavuşamayacaklar.Bunun yapılması gerekiyor ve yapılmalı.Herkes gereken neyse onu yapmalı.Aslında faytoncu, yok denecek kadar az fayton sahipleri ve gündelikle çalışan fayton şöforleri var ve yine gündelikli çalışan seyisler.Bazıları iki işi birden yapmaya çalışıyor.Mecburiyetten.Fayton sahibi başka,at sahibi başka,ahır sahibi başka olanlar da var tabii.Bu böyle olmamalı.
Peki bu fayton sürücüleri verdikleri hizmet karşılığında ne kadar kazanıyorlar hesap edeniniz odlumu bilmiyorum ama ben şöyle çok iyimser olarak bir hesap yapayım sizde faytoncu ve at hakları konusunda biraz daha çaba gösterin. Adalara yaz mevsiminde İDO gişelerindeki ortalama rakamlara göre hafta içi günübirlik gelen ziyaretçi sayısı 15000,hafta sonu gelen ziyaretçi sayısı da 30000 olduğuna göre %10 u faytonla gezi yapmakta olsa hafta içi günde maksimum 1500,hafta sonu günde 3000 kişi faytona binmektedir demektir.Her faytona 4 kişi binse hafta sonu 750 fayton seferi demektir.Adalarımızda, faal olan 150-180 fayton bulunmaktadır. Bu durumda her fayton maksimum 5 sefer yapıyor demektir.Her seferinde Büyüktur yapsa 5X50=250 YTL demektir.Her fayton için, değişmeli 2 çift at,1 seyis,1 şöfor,1 ahır gerekmektedir.Her atın günde 8 YTL yem,2 YTL nal harcadığı tesbit edildiğinden 4 atın günlük harcaması 40 YTL dir.Seyis ve şöfor’ün günlüğü ortalama 40-50 YTL den 80-100 YTL demektir.Faytonun amortismanı % 0,1 olsa 20 YTL demektir.Hastalandığında baytar,koşum tamiri,teker tamiri,makas tamiri,nal çaktırma v.s hariçtir.Geriye kalan para 90 YTL.dir.O da hastalandığında 1 iğne,yağmurlu günde ve kışın yem ve seyis parasıdır.Fayton sahibine hiçbirşey kalmaz bence,kış boyunca borçlanmakta ya da atları ormana salmaktadır.Sağ kalan at yaz başında tekrar koşulmakta ve bu böyle devam etmektedir.Zaten çok karlı bir iş veya meslek olsaydı bu hallere kalmazdı ya. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan fayton şoförü ve seyis karın tokluğuna hizmet vermektedir.Bu da yetmezmiş gibi kalacak yerleri de yoktur.Atlarla aynı ahırı paylaşan da çoktur.Şu anda Aya Nikola’daki çadır ve baraka tipindeki atahırlarının hiçbir alt yapısı yoktur.Modern ahırların inşasından öncede benzer biçimde olan ahırların yeri değişti ama özelliği değişmedi.300 kişi orada çalışmakta ve bir kısmı orada ikamet etmektedir.Nasıl oluyor da bulaşıcı hastalıklar adaları etkisi altına almıyor hayret etmekteyim.Ada sokaklarındaki kokular azalsın diye her sabah süpürgeli araçlarla yapılan temizlik,adanın merkezindeki fayton durağın devamlı yapılan yıkama, faytonların hatırına yapılmaktadır.Peki atların hatırına yapılan …..maalesef yok. Onların hatırına modern at ahırları faaliyete geçirilmelidir.At haklarını korumak için bir fon oluşturulmalı,oluşturulan fonla atların hiç olmazsa kış mevsimindeki besin ve sağlık masrafları karşılanmalıdır.Bunun için fayton veya at sahipleri birleşerek Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı yardım ve kredi desteklerini alan kooperatif kurmalı,sanayi formatındaki odalardan ve federasyonlardan uzaklaşmalıdır.Kooperatif olarak devlet ve hükümet desteklerini alarak güçlenmelidirler.Yurdumuzda bulunan ve faaliyet gösteren bütün motorlu taşıma araçlarının kooperatifi varken adalardaki taşımayı yapan faytoncular dernekleşmekle bugünkü duruma düşmüştürler,kendileri bu durumun farkında bile değildirler.Büyük firmaların,holdinglerin nakliyatlarını yapan kamyoncuların motorlu taşıyıcılar kooperatifi vardır.Deniz taşımacılığını yapan Mavi Marmara vardır.İskele kadar uzaktaki kooperatif olmuş nakliyatçı tekneler 2 YTL ye yolcu taşıyor ve her türlü haklardan faydalanıyor,her türlü destekleri alıyorlar,tekneleri olması gerektiği gibi,çalışanları temiz ve ekonomik yönden çok çok iyi. Büyükşehir Belediyesi de at ahırlarını hemen hizmete açmalı,kış mevsiminde ücret almamalı,atların yiyeceği için oluşturacağı fonla yiyecek ve sağlık hizmetlerini bedelsiz karşılamalı.O zaman atlar modern ahırlara hemen gireceklerdir.Modern ahırların boş kalması nedeniyle meydana gelen amortisman gideri değişmediğine göre,İspark giderleri devam ettiğine göre atların hatırına bu kış ve her kış mevsiminde biraz YTL atların hatırına harcamalıdır.Nasıl ki,500 kişilik deniz araçları,aynı masraflar yapılıyorsa,50 kişilik otobüsler,300 kişilik metro 2 kişi ile bile sefere çıkıyorsa bu konuda da böyle bir yaklaşım olmalıdır.Faytonlar ve atlar belediyenin değil ama modern ahırlar ve harcanan onlarca tirilyon YTL belediyenin.Boş durmasından daha faydalı bir uygulama yapılmış olur. At sahipleri de atların hatırına hemen kooperatif kurmalı,hemen ahırlara geçmeli ve bazı kurallara uymalıdır. En kötü kural,kuralsızlıktan daha iyidir.
BİR ŞEYLER YAPMALI!!! Halk sağlığı ve çevre sağlığı için. Adaların güzelliği faytonlar için. İnsanlara faydalı canlılar için. Atların hatırına,faytonların hatırına,adaların hatırına.
Faytoncular faytonculuk yapmalı,ahırcılar ahırcılık,atçılar atçılık yapmalı.
Yoksa atlar olmadan faytonlar bahçede “süüs”,faytonlar olmadan faytoncular “küüs”,faytoncular olmadan adalar “püüs”,adalılar ve diğer dünyalılar “çüüs” olur.
ADALAR ORMAN YANGINLARI TARİHİ
1951 yılından bu yana Adalardaki orman yangınlarını arşiv kayıtlarına dayanarak sizlerle paylaşmam,eminim ki sizlerin bu konuya daha hassas olmanızı sağlayacak.Ve tehlikenin farkına varacaksınız.
Kayıtlara göre 57 yılda toplam 67 orman yangını olmuş ve 1680000 m2 orman sahası yanmıştır.
Adalarımızın toplam alanı 10770000 m2 olduğuna göre,% 17 si yanmıştır.Orman alanımız 6060000 m2 olduğuna göre, %28 i yani 1/3 ü yanmıştır.
Yanan sahalar ağaçlandırılmış ancak ağaçlandırılan sahalardan birkaçı daha genç yaşta tekrar yanmıştır.Aslında yakılmıştır.Heybeliada Çam Limanından Domuz Mandırasına kadar,Büyükada Büyük Tur Yolu üstü Aya Yorgi’e kadar hatta dahil,Aşıklar Yolu ve Yetimhane ile Toprak yol arası bu sahalardandır. 1951 yılında İsa Tepe de 1 adet, 1952 yılında Büyükada Taşocakları üstü,Aya Yorgi ve Türkoğlu ile Heybeliada da Terkidünya da toplam 4 adet, 1953 yılında Büyükada çöp iskelesinde olmak üzere 1 adet (Temizlik İşlerinden), 1954 yılında Büyükada Aya Yorgi,Aşıklar Yolu ve Heybeliada Ümit Tepe de olmak üzere 3 adet 1955 yılında Büyükada Aşıklar Gazinosu yanı ve Türkoğlundan İsatepeye olmak üzere 2 adet, 1956 yılında Büyükada Karacabey ve isatepe taşocakları ile Heybeliada Çamlimanı toplam 3 adet, 1957 yılında Büyükada Büyük Tur Yolu,Heybeliada Değirmentepe ile Bugazada indos ve Hiristos ta 4 adet, 1958 yılında Heybeliada Değirmentepe 1 adet,orman yangını meydana gelmiş. Bu tarihten 1973 yılına kadar kayıtlarda orman yangınına rastlanmadı. 1973 yılında Heybeliada Ruhban Okulu ile Burgazada Kalpazankaya da 2 adet, 1975 yılında Heybeliada Domuz mandırasında 1 adet, 1976 yılında Büyükada Karacabey , Eski Bağ ile Burgazada Barbaros ve Bayraktepe de 4 adet, 1977 yılında Büyükada Eski Bağ da 1 adet, 1978 yılında Büyükada Çöp İskelesinde 1 adet, 1979 yılında Büyükada Aşıklar yolu,Heybeliada Çam Limanı ve Çöp İskelesinde 3 adet, Bu tarihten 1986 yılına kadar orman yangını kaydına rastlanmadı. 1986 yılında Büyükada Büyük Tur Yolunda 2 adet,Heybeliada Değirmentepe de 1 toplam 3 adet, 1987 yılında Büyükada at ahırları mevkiinde 1 adet, 1988 yılında Kınalıada mezarlık üstü ile Heybeliada Değirmentepe de 2 adet, 1990 yılında Heybeliada Terkidünyada 1 adet, 1993 yılında Kınalada Çınar Tepe’de 1 adet, 1994 yılında Heybeliada Domuz mandırası 1 adet, 1995 yılında Büyükada Yetimhane ve Yangın Kulesialtı ile mezarlık yanı ve Heybeliada Sanatoryum üstü 4 adet, 1996 yılında Büyükada at ahırları mevkiinde 1 adet, 1998 yılında yine Büyükada at ahırları mevkii ve Büyüktur Yolunda 2 adet, 1999 yılında Büyükada Aşıklar,Kurşunburnu ve Yetimhane-Maden arası toprak yolu 2 adet, 2000 yılında Büyükada 2 adet Eski Bağ,2 adet Türkoğlu ve Kurşunburnu ile Kınalıada mezarlık yanı,Burgazada Çöplük,Heybeliada Ruhban Okulu olmak üzere 8 adet le rekor seviyeye ulaşmıştır. 2001 yılında Heybeliada Çam Limanında 2 adet, 2003 yılında Heybeliada Sanatoryum altı,Kınalıada Çöplük ve Taş Ocağı Yanı ile Burgazada da 2 adet Çöplük olmak üzere toplam 5 adet, 2005 yılında Aya Yorgi Yolu üstü ve Yetimhane-Toprak Yol arası 2 adet, 2007 yılında Heybeliada Kablo ile Kınalıada Manastır yanı 2 adet olmak üzere toplam 67 adet kayda değer yangın olmuştur... 1952 yılında Büyükada Aya Yorgi de 40000 m2,1986 yılında Büyükada Büyük Tur Yolunda 400000 m2,1987 yılında Büyükada at ahırları mevkiinde 250000 m2,1993 Kınalıada Çınartepe de 30000 m2,1994 yılında Heybeliada Domuz mandırası alt ve üst yanında 400000 m2 ve 2003 yılında Burgazada Çöplükten başlayan ve 430000 m2 orman sahasının tüm organizmalarla yandığı göz önüne alındığında adetten çok yanan alanın ne kadar önem arz ettiği ortaya çıkmaktadır.10000 m2 orman alanının 1 saatte 40 insanın ürettiği 2,5 Kg karbondioksiti yok ettiği ve yılda 30 ton oksijen ürettiği gerçeğinden yola çıkarsak, yanan orman alanlarından dolayı 1 saatte 168X2,5=420 Kg karbondioksit gökyüzünde asılı kalmasına,yılda 168X30=5040 Ton oksijen üretilemediği ortaya çıkmaktadır. Bu alanların makro ve mikro organizmalarının da yandığı düşünüldüğünde durum daha da vahimleşmekte ve adalarımızın toprak oluşumuna olumsuz etki yapmaktadır.Zaten toprak kalınlığı 30-40 cm olan Adalar’da mevcut topraktaki makro ve mikro organizmanın da olmaması düşündürmektedir.Yanan bu alanlardaki kayıpların maddi ve manevi değerlerine bedel biçilemez ancak yanan alanın yeniden bu duruma gelmesi için bir asır zamana gerek olduğu dikkate alınırsa bedelinin zaman cinsinden paha biçilemez olduğu ortaya çıkmaktadır.Bununla birlikte 2007 yılı hesaplarına göre 10000 m2 yanan orman alanının yeniden ağaçlandırılması için yapılan harcama 10000YTL olduğu dikkate alındığında adalarımızda, 1951 yılından bu yana yanan orman alanlarının sadece ağaçlandırması için, 168X10000=1680000YTL harcanmış demektir.
Neden!!!
Tüm Nedenler İnsan Kaynaklı.
Önlem alınmadığından. Yangın kaynakları kontrol altına alınamadığından. İhmal,Dikkatsizlik,Kasıt.
Siz hiç orman yangını gördünüz mü?Görenlere sorun(Televizyonda haberlerdekini değil,gerçeğini) Siz hiç orman yangınında bulundunuz mu?(Bana sorun) Siz hiç orman yetiştirdiniz mi?Yetiştirenlere sorun.
Nasreddin Hoca damdan düşünce dediği gibi…. ADALAR ORMAN YANGINLARI TARİHİ-2
ORMANLAR KENDİLİĞİNDEN Mİ YANIYOR?YOKSAAAA!!!!!!!!! EVET.YAKILIYOR….. NEDEN???
Tedbirsizlik ve bilgisizlikten..
1953,1978,1979 yıllarında 1’er ,2000 yılında 2 adet ,2003 yılında ise 3 adet olmak üzere adalarda çıkan orman yangınlarının sebebi çöplükler ve çöp imhası……biliyordunuz zaten ya… Burgazada orman yangını bu duruma son noktayı koymuş.Sayın yetkililer önlem olarak çöplerin artık karşıya taşınması kararı almış ve İBB yardımlarıyla uygulamaya konmuş.Artık çöplük nedenli yangın yok.Ama adı at ahırları olan ama aslında çöplüğü aratmayan yerler duruyor.O yerlerde, insanlarda 24 saat yaşıyor bu da ayrı bir gerçek.Ve bu yerler ormanın sıfır noktasında.Bu yerlerin kaldırılması için Büyükada ya da Heybeliada’nın da mı yanması lazım.!!! Gelelim diğer yangınlara; 1951 yılından bu yana,Büyükada da meydana gelen 35 yangının 3 adedi at ahırlarında,3 adedi çöplükten ,3 adedi Taş ocaklarından,4 adedi Büyük Tur yolundan,4 adedi Türkoğlu sokak bitişiğinden,2 adedi İsatepe’ den,2 adedi Aşıklar Gazinosu yanından,2 adedi Aya Yorgi den,2 adedi Aşıklar Yolu’ndan,4 adedi Eski Bağ(Viran Bağ)dan,2 adedi yetimhane altından,3 adedi Karacabey mezarlık yanından(Orası da çöplükmüş),1 adedi ise yangın kulesi alt yamaçtan çıkmış.Aya Yorgi’den çıkan yangının müsebbipleri Hüseyin ve Durmuş isimli iki kişi kayıtlara alınmış ancak cezalandırma olup olmadığı bilinmiyor.Diğerlerinin ise müsebbipleri tesbit edilememiş ,yani faili meçhul.Sebep tesbiti yapılmış;İHMAL VE DİKKATSİZLİK,KASIT. 780.000 M2 ORMAN Kül olmuş.Bunun 250.000 M2 si ise Ağaçlandırma sahasıymış.Fidanları yakmışlar. Heybeliada’da meydana gelen 19 yangının 4 adedi Çamlimanı’ndan,4 adedi Değirmentepe’den,2 adadi domuz mandırası tepe yamaçlardan,2 adedi Ryhban Okulu altından,2 adedi Sanatoryum alt ve üst tarafından,2 adedi Terki Dünya’dan,1 adedi Ümit Tepe’den , 1 adedi de Çöp İskelesinden, 1 adedi kablo mevkiinden çıkmış.Ruhban Okulu altından çıkan yangının müsebbipleri Gökhan,Gül ve Erdoğan isimli şahıslar kayıtlara alınmış ama sonuç bilinmiyor.Diğer yangınlar faili meçhul ve sebepleri aynı. 62.000 m2 Orman kül olmuş. Burgazada’da meydana gelen 8 yangından 3 adedi Çöplükten,5 adedi de Kalpazankaya, Bayraktepe,Hristos,İndos ve Barbaros’tan çıkmış.Müsebbipler yok.Sebep aynı.8 yangında 438.200 m2 orman kül olmuş. Kınalıada’da meydana gelen 6 yangından 2 si mezarlık yanından,kalan dördü ise Manastır yanı,çınartepe,taşocağı ve yine çöplükten çıkmış.83.000 m2 orman kül olmuş.
ÇÖPÇÜLER VE PİKNİKÇİLER YÜZÜNDEN.
Orman idaresi 6831 sayılı Orman Kanununun 75.Maddesi gereği önlemler alıp,en ayrıntıları düşünerek yaptığımız planlara göre projelerimizi uygulamaktadır.Adalar için yapılan Yangın Eylem Planları da her yıl uygulanmaktadır.Mevcut personel,ekip ve ekipmanlarla maksimum koruma sağlanmaktadır.2006 yılında başlanıp,2007 yılında devam eden ve bu yıl sonuna hazır duruma gelecek olan 4 projeden bahsetmekte fayda görüyorum. 1-ADAKULE YANGIN GÖZETLEME VE SEYİR KULESİ 2-HELİKOPTER PİSTİ 3-YANGIN HİDRANT SİSTEMİ VE YANGIN KABİNİ 4-YANGIN ŞERİTLERİNİN BAKIMI VE YANGIN PATİKALARININ TESİSİ Her iki projede Adalar için önemlidir.Hem de çok önemlidir. 1-Marmara Denizinde 202 m rakımda Hızır İlyas Tepesindeki eski kule revizyona tabi tutularak,asrımıza ,adamıza yurdumuza yakışır bir yangın gözetleme ve seyir kulesi meydana getirdik.Hem tüm Adalarımızın,hem de İstanbul’umuzun Marmara’ya bakan yamaç ormanlarını 24 saat gözetim altında tutmakta olan ADAKULE, yerküremiz ısındıkça daha da önem kazanacaktır.Tüm uyarı ve iletişim sistemi tamamlandığında ise daha da önem kazanacaktır. 2-Adakule’ye 70 m mesafede tesis edilmekte olan helikopter pisti hizmete hazır olduğunda,orman yangınlarına ilk müdahale helikopteri burada konuşlanarak,Adalarımızı daha güvende tutacak,tüm adalarımıza olası yangına 5 dakikada müdahale edip söndürecektir 3-Adalarımızın tüm tur yolları ve orman yolları İSKİ ile sağlanan mutabakat çerçevesinde yangın hidrantlarıyla donatıldı.Her 250m de bir adet hidrant tesis edildi.Sistem tam anlamıyla hizmete bbu yıl sonunda geçmiş olacak.Ancak her yangın hidrantının yanına Yangın Söndürme Kabini de yapılması için projemiz hazır ve kaynak arayışımızda neticelendi.Evet.Fabrika ve holding tesislerinde olan sistem tüm yangın malzeme ve ekipmanlarıyla donatılmış olarak gerçekleştirilerek gelecek yıl yaz dönemine yetiştirilecektir.Her yangın söndürme kabininde 250 m uzunluğunda yangın hortumu,kazma,kürek,söndürme köpüğü ve tabancası,yangın elbisesi ve eldivenleri hatta battaniye bulunacak. 4-Özellikle yoğun insan baskısı altındaki yol kenarlarından başlayabilecek orman yangınlarına zamanında ve yerinden müdahaleyi kolaylaştıran yangın patikalarının açılması uygulamasına 1 Ekim itibariyle başladık.Uzman mühendislerin kontrol ve denetiminde ,memur ve uzman işçilerimizin bizzat yürüttüğü bu çalışmada öncelikle yangına hassas alanlar seçilerek yürüyüş yolları ve tur yollarına yakın olan 20-30 m emniyet alanlarında çok sıkışık durumdaki müdahaleye engel teşkil eden çalı ve sarmaşıklar seyreltilerek bazı sarılıcı bitkiler ise tamamen ortadan kaldırılarak orman bakımı yapılacak.100-150 m aralıklarla tesis edilecek yangın patikalarındaki çalı ve sarılıcı formdaki engel teşkil eden formasyonlar ortadan kaldırılacak. Özellikle Aya Yorgi Yolu’nun sağ ve sol taraflarındaki ormanlık alanlarda yapmaya başladığımız silvikültür , yangından koruma ve yangına müdahaleyi kolaylaştıracak bakım çalışmaları Heybeliada Çam limanı ve domuz mandırası tepe ormanlık sahalarında da olacak. Orman İdaresi olarak, küresel ısınmadan adalarımızın daha az etkilenmesi için sigortamız olan ormanlarımızı korumak ve geliştirmek için ne gerekiyorsa planlanarak,yıllık programlar çerçevesinde gerçekleştirilecektir. Önemli olan yangın çıkmamasıdır. Önemli olan çıkan yangının yayılmamasıdır. Önemli olan yangının anında söndürülmesidir. Önemli olan yangında can ve mal kaybının olmamasıdır. Nice canlar ormanlar yanmasın diye yanmıştır. HER ŞEY ORMAN,HER ŞEY VATAN İÇİN. Başka Büyükada yok,başka Heybeliada yok,Başka Burgazada yok,Başka Kınalıada yok,Başka Sedef adası da yok çünkü.
Yakılan orman alanları ağaçlandırılmış veya kendi bitki örtüsü yeniden gelişerek toprağı kapatmış ve erozyon problemi olmamış adalarımızın, kızılçam ormanları azalmıştır.Orman alanı eksilmemiştir ancak,yakanlar ve yakılan ormanlardan kimin ne faydası olmuş bilinmemektedir. Orman ,ormandır.Orman hayattır. Adalılar ormanın kıymetini biliyor ancak,bir ziyaretçiler bir de idareciler farkında değil.Topu topu 10.770.000 m2 adaların 6.080.000 m2 orman ve kontrol edilemiyor. Valilik Makamının yapmış olduğu olağan ve olağanüstü kurul toplantılarında alınan kararlarda tüm birimlerin özellikle küresel ısınmanın hızlandığı bu dönemde ormanlarımızın korunması için her türlü tedbirleri almaları,uyarılar yapmaları ve orman idaresine her konuda yardımcı olmaları emirlenmiş olduğu halde,hangi birim ya da hangi sivil toplum örgütü bırakın orman idaresine yardımcı olmayı,bir uyarı yapmış ya da yaptırmıştır. Her vapur geliş saatlerinde belediyeden ve ido yetkililerinden uyarı yapmaları yazılı olarak istenmesine rağmen,gerekli önem verilmemiş ve telefon uyarılarımızla sadece hafta sonları bir,iki defa zoraki yaptırılabilmiştir.Müşteri kaybederiz endişesiyle,herhalde.Umarım,gelecek yıl böyle olmaz,önem verilir. Orman İdaresinin İskele girişine koyduğu uyarı ve bilgilendirme tabelasına istanbula geçen adalılar bisikletlerini dayayıp,park edip giderlerken,o tabelayı çok görenler ve hatta kaldırmak isteyenler olmuştur.Diğer tarafta ise tüm adalar özel banka reklamları için bilbul tabelalarıyla donatılıp,aydınlatılmıştır.Umarım,gelecek sene bizim tabelaları da ışıklandırıp,diğer reklam tabelalarında hiç olmazsa hafta da bir gün orman yangınlarına karşı tedbir alan afişler asarlar.Ve İskele çıkışlarındaki uyarı ve bilgilendirme tabelalarımızı orman sevgisiyle hoş görürler ve bisikletlerini tabelaya dayayıp,bırakmazlar,önünü kapamazlar,bırakanları uyarıp kaldırırlar. Orman İdaresi ve Orman Kanunundan önce Yurdumuzun Ormanları kesiliyor, yakılıp yıkılıyordu.Bilmeyen varsa Yaşayan Tarih Adamı Yaşar Kemal GÖĞCELİ’ye sorsun. Ya da 1954 yılında 50 gün yurdu dolaşarak 16 Aralıkta kaleme alıp yayınladığı ORMAN YANGINLARINDA 50 GÜN isimli gerçek röportajlarını okusun.
1951 yılında yurdumuzun %13’ü orman iken,bugün % 27 si ormanlarla kaplıdır. İki katından bir fazla...Bu yüzden Anayasamızın 169.maddesini çok seviyorum.Çünkü bu madde ormanlarımızı koruyan tek güçtür.Bir de 170.madde de kalksa süper olacak.
YAKANLAR MI? YAKTIRANLAR MI? YAKANLARA ENGEL OLMAYANLAR MI?BAŞARILI OLMUŞ.
YAKANLARI ENGELLEYENLER Mİ? SÖNDÜRENLER Mİ?BAŞARILI OLMUŞ.
ORMANLARIMIZ SAĞOLSUN.
DESEM Kİ…………DİYEMEM…….
Desem ki…Bu kuraklığın sebebi küçüklerimizi korumadığımız,büyüklerimize hürmet etmediğimiz içindir...Diyemem.. Desem ki...Yılda 30 ton oksijen üretmekle kalmayıp,30 ton toz emen,bir ısı tamponu görevi yapıp, sıcağı ve soğuğu dengeleyen yaz sıcağını 5-8 C azaltırken,kış sıcaklığını 1,5-2,8 C artıran ve kuru havalarda bile havanın nemini sabit tutan 1 Ha yani 10000 M2 çam ormanını sigara,piknik ve mangal yapmak uğruna, hatta rant sağlamak için kasten yaktığımız ya da yakılmasına seyrettiğimizdendir. 40 insanın 1 saatte ürettiği 2,5 kg karbondioksiti,1 saatte yok eden 100 yaşındaki geniş yapraklı kayın ağacını, odununu kullanmak için,villa yapmak ya da manzaramızı kapattığı için kestiğimiz ya da kestirdiğimizdendir…Diyemem. Desem ki…Asya,Afrika ve Amerika’nın yıllardır kuraklıktan dolayı açlık ve susuzluk çeken halkının ve biricik bebek ve çocukların durumunu görmezlikten gelip,ders almayıp mevcut kaynaklarımızı ısraf edip plansız ve pervasızca kullandığımızdandır.Gıda sıkıntısı çeken halkın yerküremizin hayat sigortası olan YAĞMUR ORMANLARINI tıraşlayıp,organik tarım alanı yapmasını teşvik edip,tüm dünyalılar olarak sömürdüğümüzdendir..Diyemem..
Desem ki…Bu kuraklığın sebebi kedi,köpek,kuş ve atları korumadığımız,onlara bir kap su veya bir kap yemek vermediğimizdendir.Onlar çöp varillerinden geceleri karıştırıp buldukları yemekleri naylonlarıyla beraber yiyip barsakları tıkanıp öldüklerinde ,insanlar sadece vah dediklerindendir...Diyemem..
Desem ki…Deniz kıyısında yürürken, vapurda yolculuk yaparken,elimize aldığımız yiyecek veya içeceği yiyip içtikten sonra arta kalanı denize attığımızdandır.Adalarda sayıları 170,Akdeniz ve Ege sahillerinde 70000’i bulan,yat ve sürat teknelerimizin harcadığı yakıtın yarısını çiğ olarak denize ve artık olarak havaya karışmasına neden olduğumuz ve havamızı kirlettiğimiz, çöplerini ve tuvaletlerini sorumsuzca denize döktüğümüzdendir.Liman ve fabrikalarımızın pis su ve kimyasal atıklarını arıtmadan deniz veya derelere akıttığımız ve bunun sonucunda insanlara hiçbir zararı olmayan masum balıkları ve diğer deniz canlılarını katlettiğimizdendir.Av yasaklarına uymayıp yavru balıkları hatta yumurtalarını bile katlettiğimizdendir. Katledilen yavru balıkları ve anaç balıkları ve diğer deniz canlılarını meze olarak alıp teşvik ettiğimizdendir…Diyemem. Desem ki…Ormanlık alanlarda piknik yapmak,ateş yakmak,mangal yapmak tehlikeli ve yasak olduğu halde,gezmeye gelmişken biraz da piknik yapıp ateş yakıp,mangal yaktığımızdan ormanları ısıttığımızdandır. Ya da böyle yapanları gördüğümüzde bana ne canım devletin ilgili birimleri var onlar uyarsın veya müdahale etsinler deyip,geçip gitmemizdendir. Böyle yaptığımızdan dolayı ısınan ormanlarda meydana gelen orman yangınlarında,bakteriler,algler,likenler,yosunlar,otlar,çalılar,ağaçlar,kuşlar,böcekler ve adını saymadığımız yüzlerce diğer hayvan ve bitkilerle birlikte o yangını söndürmeye çalışan insanların yanarak yaşamlarını kaybettiklerindendir.Ve bizlerin umursamazlığındandır.Önlem almadığımız ve seyrettiğimizdendir...Diyemem... Desem ki…Evimizin temizliği ve güvenliğine dikkat ettiğimiz ve önlem aldığımız gibi çevremiz ve ormanlarımız için aynı önlemleri almadığımızdandır.Bol bol çöp üretip,çöp tanklarını doldurup,belediye çöp araçlarının daha çok mazot yakmalarını,yol ve caddeleri daha çok su kullanarak yıkamalarını sağlayıp, havanın karbon oranını yükselttiğimizden,su kaynaklarımızı farkında olmadan tükettiğimizdendir.Toplu taşıma araçlarını kullanmayıp,bireysel taşıtlarla tonlarca fosil yakıt tükettiğimizdendir.Balata ve diğer aksamlarda meydana gelen yıpranma ve arızalardan dolayı değiştirilen her parça için bir fabrika daha kurulmasına ve kurulan her fabrikanın hava,su ve toprak kirliliğine neden olmasına sebebiyet verdiğimizdendir...Diyemem.. Desem ki…Dünyamıza sağlık kaynağı olan ve oksijen üreten tabiat varlığımızın anası topraklarımızı,oksijen ve faydalı maddeler üreten topraklarımıza,ekonomik ve siyasi çıkarlar uğruna binlerce beton yığını toplu konutlar yapıp,bu konutları yaparken su reservlerimizi hoyratça tükettiğimizdendir,ayşe teyzeden değil.. Binlerce konutlara köylerdeki insanları getirip,konuşlandırmamızdan,daha doğrusu asıl çarpık kentleşmedendir..Diyemem... Desem ki..O harikulade Akdeniz,Ege ve Marmara ‘daki ve hatta Karadeniz’deki kıyılarımız ve koylarımızı turizm alanı ilan edip,euro ve dolar hatrına ölü yatırımlara açıp binlerce otel,hotel,motel ve hostel’den oluşan adı tatil köyleri yapmak uğruna çevre ve yeşil orman alanlarını tıraşladığımız ve katlettiğimizdendir. Diğer dünyalıları getirip,onlara bankörce ucuz tatiller sağladığımız ve doğal kaynaklarımızı tükettiğimiz denizlerimizi ve kıyılarımızı harcadığımızdandır.Diyemem.. Desem ki…Gelmişiz Adalara yerleşmişiz,evimizin deniz manzarasını kapatan asırlık sedir ağacının dalını gizlice kesip ya da kestirip,hava filtresini azalttığımızdandır,ya da ağacın köküne kimyasal madde döküp öldürüp,kuruttuğumuzdandır ve hatta boru döşeyecez,yol yapacaz diye asırlık çınar,Akçaağaç ve dışbudak ağaçlarının köklerini koparıp onların hastalanarak uzun vadede hayatlarını kaybedip kurumalarına neden olduğumuzdandır…Diyemem..
Desem ki..Sabah kahvaltıda yediğimiz zeytinden arta kalan çekirdeği,yemekten sonra yediğimiz elma,armut,erik,şeftali,kayısı,portakal,mandalina,üzüm ,karpuz ,kiraz,vişne v.b meyvelerin çekirdeklerini herhangi bir toprağa ekmeyip çöpe attığımızdandır…Diyemem.
Desem ki…Bugünkü gazeteyi okuduktan sonra gazeteyi,bakkaldan aldığınız malzemeyi eve getirdikten sonra ambalajını buruşturup çöpe attığımız ya da yaktığımızdandır.Her attığımız kağıtla,bir ağacın daha kesilmesine neden olduğumuzdandır…Diyemem..
Desem ki…Haydi Adalılar aramızda para toplayalım,cami hocasına rica edelim,yağmur duasına çıkalım kurban kesip dağıtalım,belki yağarda kurtuluruz bu kuraklıktan… Onu da diyemem… Çünkü maddi durumumuzun iyi olmadığını da biliyorum ama. Bedava dağıtılan bir fidanı dikmeye gitmeye,ormana ve deniz kıyılarına atılmış pet şişe ve teneke kutularını toplamaya,hayatımızın sigortası olan ormanlık alanlarda sorumsuzca piknik yapıp kirletenleri,ateş yakanları ve mangal yapanları uyarmaya,yapanları ve hatta yangın çıkartanları gördüğü halde gerekli yerlere bildirmeye, çıkan orman yangınına o anda müdahale etmeye bile durumu müsait olmayanların,etrafı denizle çevrili adalarımızda 100 m2 bahçesi olan villasına yüzme havuzu yaptıran,sondajla kuyu kazıp kaynak sularını tahrip edenlerin, yağmur duasında kesilecek kurbana verecek parası olur mu ve yağmur duasına çıkar
Ne olur ne de olmaz diyemem.
TEK BİR ŞEY DESEM … EĞER İNSANLAR YERKÜREMİZİN DEĞERİNİ BİLSELERDİ; Ne toprağa ayaklarıyla basabilir,ne denizlerde yat ve tekne turları atabilir ,ne ova ,ne deniz kıyısı,ne dağ, ne orman alanı üzerine bir mm2 beton yapı yapmaz,bir fiske çöp atmaz ve şehirleri havada kurar,çöp ve atıkları uzay gemileriyle diğer gezegenlere taşırdı.Sadece suyunu içer,havasını teneffüs eder,doğal güzelliklerini seyreder ama hiçbir güzelliğine dokunmazdı,dokundurmazdı.
CANINA KIYAMAZDI DESEM.
|
|
BİLİYORMUSUNUZ? ORMAN VARLIĞIMIZ, 10 YILDA 1000 İstanbul ADALARI KADAR ARTTI
Osmanlı İmparatorluğu
zamanında, ormanlarımızda düzenli ve planlı bir orman işletmeciliği
yapılmamıştır. Ülkemiz ormanlarında ilk planlı ormancılık faaliyeti
1907 yılında Ormanların Usulü İdare-i Fenniyeleri kanunu ile
başlamıştır. Ülkemizde İlk Amenajman planı, 1917 yılında arazi
çalışması bitirilen ve 25 Ocak 1918’de yürürlüğe giren Türk ve
Avusturyalı Mühendislerden kurulu heyet tarafından yapılan plandır.
Normal Koru Ormanı (Ha) : 8940214 Bozuk Koru Ormanı (Ha) : 6499380 TOPLAM KORU ORMANI (Ha) : 15439594 Normal Baltalık Ormanı (Ha) : 1681006 Bozuk Baltalık Ormanı (Ha) : 4068146 TOPLAM BALTALIK ORMANI (Ha) : 5749152 Açıklık Alanı (Ha) : 56657254 TOPLAM ORMAN ALANI (Ha) : 21188746
Genel Saha (Ha) : 77846000
Ormanlık Oranı (%) : 27,22 1985 yılından itibaren yapılan genel nüfus sayımlarında ise orman köy ve köylülerinin sayı olarak durumu ise aşağıdaki şekilde olmuştur: YIL ORMAN İÇİ KÖY ORMAN BİTİŞİĞİ KÖY ORMAN KÖYLERİ TOPLAMI
Köy Sayısı / Nüfus Köy Sayısı / Nüfus Köy Sayısı / Nüfus
1985 7506 3849893 10058 6311215 17564 10161108
1990 7488 3644868 10452 5472608 17940 9117476
1997 7282 2515533 11738 4630006 19020 7145339
2000 7302 2450612 13128 5135237 20430 7585849
1985 yılından 1997 yılına kadar orman köyü sayısı yaklaşık 1500 adet armış,köylü sayısı ise yaklaşık 3000000 azalmışken, 1997 yılından sonra köy sayısında 1410 adet artış olurken , köy nüfusunda 440500 artış olmuştur.
Sizlerde durumu tesbit etmişsinizdir ancak,benim tesbitimi de aktarmakta bugün ve yarınımız için fayda görüyorum ve takdirlerinize sunuyorum.
1985 ile 1997 yıllar arasındaki politika dünyasında ormanlar ve orman köylüleri üzerine yapılan siyaset sonucunda ormanlık alanlar olduğu yerde saymıştır.Hatta,anayasamızın 170.maddesini suistimal eden o zamanki siyasiler 473000 ha., yani 473 İstanbul Adaları kadar orman alanını devlet ormanı dışına çıkarmışlardır.Ancak bu uygulama olurken nedense köylü sayısında azalma meydana gelmiştir.Bu uygulamayı yapan siyasetçilerde sandığa gömülmüşlerdir. Orman köy adedinde artış, ancak köylü sayısında azalma olmuştur.Köylü şehre kaçarken ,politikacılar durmamışlar köy sayılarını artırmışlar.Nasıl oluyor da orman köy adedi artmış,köylü nüfusu azalmıştır? Çok basit.O yıllarda ormanlar ve orman köylüler üzerinden siyaset yapanlar,normal köyleri orman köylüsü yapmış ve ormanlardan faydalanma imkanı sağlamıştır.Yani ormanları siyasi emellerine alet etmişlerdir. Çıkarılan yasalarla ormanlar azaltılırken, orman idaresinin fedakar çalışanları boş durmamışlar ve kaçan köylülerin işgalinden kurtulan açıklık alanları ağaçlandırarak yasalarla yok edilen orman alanlarının iki katı yaklaşık 1 milyon hektar,1000 İstanbul Adaları kadar alanı ormana kazandırmıştır.
1997 yılına kadar düşüşe geçen orman köylüsü nüfusu,o yıldan 2000 yılına kadar orman alanlarıyla doğru orantılı bir şekilde artmıştır.İlginç olanı hemen hemen köylü sayısı kadar hektar orman artışı vardır.Çünkü o tarihlerde ekonomik bunalımda olan yurdumuzda şehre kaçan köylüler geri dönmektedir.Bununla birlikte orman idaresi ağaçlandırma çalışmalarına ve hukuk savaşlarına var gücüyle devam etmekte ve orman alanlarını artırmaktadır. Maalesef ormanlık alanlarımızın yarısı bozuk ormandır.Bozuk para gibi.Para nasıl bozulur bilirsiniz.Orman da öyle.Harcarsanız bozulur.Durup dururken orman bozulurmu.?Bozulmaz.Ancak kumbarada biriken bozuk paralar olabilir.onlar birleşip sonra bütünleşir.Böyle bozuk ormanlarda var tabii.Mesela tohumların etrafa rüzgarla yayılıp saçılmasıyla meydana gelen tek tek ağaçlardan oluşmuş yüksek rakımlardaki ormanlık alanlar.Böyle alanlar gerçekten bozuk olabilir.Ancak öyle bozuk ormanlık sahalar var ki,bozulmuş orman terimi daha yakışır. İşte yılların birikimi bu alanları iyileştirme çalışmaları 2002 yılından itibaren bu işe gönül veren en üst düzey yönetici, gerçekten planlamacı ve uygulamacı Orman Genel Müdürü Orman Mühendisleri’nin direktif ve gayretleriyle yapıldı
Yapılan uygulamalara göz atacak olursak; 2002 yılında 2073 hektar,2003 yılında 5187 hektar,2004 yılında 31190 hektar,2005 yılında 48611 hektar olarak gerçekleşen rehabilitasyon çalışmalarında yaklaşık 90000 hektar alan iyileştirilmiş iken,2006 yılında 260342 hektar olmuştur.İşte 2006 yılında yapılan rehabilitasyon çalışmaları.
REHABİLİTASYON ÇALIŞMALARI ALAN(HA)
GENÇLİK BAKIMI 10.052 SIKLIK BAKIMI 50.769 MEŞÇERE BAKIMI-DOĞAL GENÇLEŞTİRME 42.214 KORUYA TAHVİL 2.453 BUDAMA 1.200 TOHUMLAMA KESİMİ 1.256 IŞIKLANDIRMA KESİMİ 5.591 BOŞALTMA KESİMİ 6.078 CANLANDIRMA KESİMİ 43.519 SEDİR EKİMİ 26.155 DİĞER EKİMLER 7.647 DİKİM 15.889 DİĞER 45.509
TOPLAM 260.342 2000 yılından sonra orman idaresince 350000 hektar alanda yukarıda belirtilen şekilde yapılan rehabilitasyon,yani iyileştirmelerle sağlıklı ormanlar meydana getirilirken bir yandan da ekim ve dikim yoluyla ağaçlandırmalar yapılarak ormanlık alanlara yeni alanlar kazandırılmıştır.
Bir sonraki sayımızda İstanbul ve Adalar’ımızın orman varlığı ile orman yangınları durumunu göreceğiz.
|
|
DEVA DİKENİ(SİLYBUM MARİANUM) VE KARACİĞERE FAYDALARI
Karaciğer, vücudumuzun kimyasal fabrikası gibi çalışarak, sağlığımızın sürdürülmesinde önemli bir rol oynar. Yağların yıkımı-parçalanması için gerekli olan safrayı üretir. Kanımızdaki nikotin, alkol ve karbon monoksit gibi zehirleri zararsız hale getirir. Karaciğer aynı zamanda A,D,E ve K vitaminlerinin de depolandığı yerdir. Bu sayıdaki yazımda,dumanlı-dumansız yangınlardan değil adalarımızda ve tüm yurdumuzda çok miktarda dere,tepe her yerde bolca bulunan ancak değeri bilinmeyen halk arasında Deve Dikeni ya da Meryemana Dikeni olarak bilinen DEVA DİKENİ ile ilgili yaptığım bir araştırmadan bahsedeceğim. Silimarin’ in karaciğere etkileri üzerine yapılan araştırmalar ve klinik deneyler, bu maddenin gerçekten vücudumuzun ikinci büyük organı olan karaciğeri güçlendiren iyi bir tonik olduğunu ve karaciğer hücrelerine direkt etki gösteren bir madde olduğunu ortaya koymuştur. Önceleri sadece Almanya’ da daha sonraları ise Avrupa’nın birçok ülkesinde yapılan klinik çalışmalarda ise; kronik hepatit (karaciğer iltihabı) dahil, aşırı alkol ve bazı ilaçların neden olduğu safra yolu iltihabı (kolanjit), siroz ve kronik karaciğer hastalıklarında da bu maddenin oldukça etkili olduğu belirlenmiştir. Silimarin, karaciğere zarar veren başka bir enzim olan leukotriene’ ler için kuvvetli bir engelleyicidir (inhibitördür) ve karaciğere karşı koruyucu etkisi birçok deneysel ve klinik çalışmalarla gösterilmiştir. İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalarda silimarin’in; siroz, kronik hepatit, karaciğerin yağ infiltrasyonu, gebelikte safra akımının kesilmesi, safra kanalları iltihabı (cholangitis) ve safra kanalları çevresindeki doku ve oluşumların iltihabı (pericholangitis) gibi birçok karaciğer hastalığı üzerinde pozitif etkisi olduğu da gösterilmiştir. Yapılan klinik çalışmalarda, silimarin’in özellikle alkole, kimyasal kaynaklı karaciğer hasarlarına ve viral hepatite (virüsün meydana getirdiği) karşı etkili olduğu anlaşılmıştır. Silimarin, karaciğeri korurken, aynı zamanda yeni karaciğer hücrelerinin oluşmasını ve onların zarar gören hücrelerin yerini almasını sağlamaktadır. Silimarin, karaciğer hormonlarının, ilaçların ve kimyasalların süzülüp temizlenmesinden sorumlu Glutathione maddesinin oranını %35’ in üzerine çıkarmaktadır Silimarin aynı zamanda iyi bir kan temizleyici olup, sedef hastalığı (psoriasis) için de faydalıdır. Meryemana Dikeni (Silybum marianum L.),Ya da Yabani Enginar, 30-100 cm yükseklikte, gövdesi köşeli, seyrek tüylü, 1-2 yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları soluk yeşil renkli, beyaz damarlı, kenarları derin dişli ve dikenlidir. Çiçekleri baş şeklinde bir arada, mor (nadiren beyaz) renkli, meyveleri 7 mm kadar uzunlukta, esmer renkli, uç kısımlarında 15 mm kadar uzunlukta, düşücü ve beyaz renkli bir tüy demeti bulunur. Özellikle Almanya' da sık sık Meryemana' yı çağrıştıran bir dinsel sembol olarak resmedildiği için bu isim verilmiştir. Eskiden beri; yaprak, sap ve çiçekleri tedavi amaçlı kullanılmaktaysa da, modern kullanımı tohumları ile sınırlıdır. Tohumları; sabit yağ (%25-30), nişasta, tanen ve flavono-lignan türevi bileşikler- silimarin’ ler ( Silibin, silidianin, silikristin) içermektedir. Çok eski çağlardan beri özellikle karaciğer koruyucu olarak kullanılan bu bitki ile ilgili araştırmalar yaklaşık 30 yıl önce (1958) başladı. 10 yıl sonra ise Münih üniversitesi’ nden H.Wagner başkanlığındaki bir araştırma grubu, silimarin olarak bilinen bir bileşiği (içeriğindeki faydalı etken madde) tohumlarından ayırmayı başardılar. Meryemana dikeni tohumları, %4-6 oranında bu bileşikten içermektedir. Meryemana Dikeni, tüm karaciğer fonksiyonlarını destekler ve yeni karaciğer hücrelerinin oluşmasına yardımcı olur. Meryemana Dikeni’nin içerdiği silibin aynı zamanda kuvvetli bir antioksidan olup; sigara, alkol ve kirli hava ile alınmış olan zararlı maddeleri ve oksidatif zarar sonucu üretilen serbest radikalleri etkisiz hale getirir.Sedef hastalığının karaciğerle ilişkisi, karaciğerin temel görevi olan kanı filtre (süzme) etmesine bağlıdır. Başka bir faktör de leukotriene’ lerin fazla üretilmesidir. Silimarin, fazla leukotriene üretimini, böylelikle fazla hücre oluşumunu engeller. Faydaları ve Kullanım Alanları: · Karaciğerde toksik maddelerin parçalanıp, atılacak hale gelmesine yardımcı olur. · Karaciğerin çalışmasını destekler ve yeni karaciğer hücrelerinin oluşmasına yardımcı olur. · Hepatit, sarılık ve karaciğer iltihabı problemlerinde faydalı olabilir. · Alkolün çok kullanılması sonucu gelişen siroza karşı etkili olabilir. Ayrıca aşırı sigara içen kişiler için de önemlidir. · İyi bir kan temizleyici olup, sedef hastalığında fayda sağlayabilir. · Güçlü bir antioksidan olup, serbest radikallerin etkisini azaltır. · Safra kanalları iltihabı ve hamilelikte safra akımının kesilmesi üzerine iyileştirici etkisi vardır. · Böbreklerin daha iyi çalışmasına katkıda bulunarak idrar yollarındaki problemlerin giderilmesinde olumlu katkılar sağlar. · Dokuları korur ve iltihap önleyicidir.
Meryemana Dikeni tohumları, hemen hemen 2000 yıldır karaciğer problemleriyle ilgili olarak kullanılan bir bitki olup, modern araştırmalar sonucu da karaciğer hastalıkları üzerine olumlu etkisinin ispatlanmış olması, geleneksel bilgilerin de doğru olabileceğine çok ilginç bir örnektir.
Adalardaki halkımızın bir bölümü Meryemana dikeninin nazara iyi geldiğinden bahisle,evlerinin kapısına asmaktadır. Diğer halkımızda bu dikene çekinerek bakmaktadır.Oysa bu diken tüm Adalarımızda bulunan 367 tür bitki türünden en önemli hastalıkların kesin tedavisine yardımcı olmaktadır.Özellikle kapatılan eski çöplük alanlarındaki ağaçlandırma dışı kalan alanlarda Meryemana Dikeni tarlaları oluşmuştur ancak, olduğu yerde kuruyup tohumlarıda rüzgarla yere ve civara düşmektedir.
Elinize eldiven takıp,tohumla dolu olan kuru çiçekleri toplayıp su bardağının tersiyle vurarak,tohumların ayrılmasını sağlayınız.
Yaptığımız uygulama ve tesbitlerde bir adet meryemana dikeninde 15 adet çiçek kurulu ve her çiçek kurulunda ise 350 adet karaciğere benzer tohum olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu tohumları tüylerden temizleyip yıkadıktan sonra,gazete kağıdında oda içerisinde direkt güneş ışığı almayan cam kenarında bir hafta kurumaya bırakın ve sonrasında karabiber öğütme makinesinde öğüterek toz haline getiriniz. Her sabah ve akşam bir tatlı kaşığı yemeklerden yaklaşık yarım saat evvel aç karnına alınması yeterli olacaktır.
Bir adet meryemana kurumuş çiçeğinden minimum 4 tatlı kaşığı toz tohum elde edilmektedir.90 veya 180 günlük kullanım için 45 veya 90 adet Meryemana Dikeni kurumuş çiçeği toplamanız yeterli olacaktır. Hekim kontrolünde yapılan uygulamalarda 90-180 gün uygulama sonrasında Karaciğer enzimlerinden özellikle ALT ve AST nin normal seviyelere indiği tespit edilmiştir.
|
|
HERŞEYİN KÜRESELİNİ YAPANLAR,HERŞEYİ KÜRESEL YOK EDECEKLER!!!!!!!!!!!!!!!!! Rüzgara kapılan sonunda bir yere çarpar. Ki bu rüzgarın kaynağı doyumsuz insandır.Hem rüzgarın kaynağıdır,hemde çarptığıdır.Çünkü insan dünyayı yok etmek için bütün maharetlerini kullanır. Cesedi yakışıklı olsun ister hep. Günümüzde tüm dünya basının da ve Türkiyem’de de,kıyamet senaryoları ve filmleri gösterimde.Gazeteler ve televizyonlar gündemden hiç düşürmüyorlar “KÜRESEL” olayını. Herkes konuşuyor da. Nasıl bu hale geldik?Bu durumu nasıl engelleriz ya da yavaşlatırız?diye projeden bahseden maalesef yok. Çünkü rüzgara kapılmışlar bir kere.Ne yapsınlar?Kuşlara sorsalar öğrenirler aslında rüzgardan kurtulmanın yollarını,ya da rüzgara karşı uçmanın nasıl olduğunu. Ama insanlar diğer hayvanları muhatap almazlar ki. Onların tür isimlerini bile birbirlerini aşağılamak için kullanırlar. Durum böyle iken nasıl fikir sorarlar onlara. Evet. Dünyalılar, dünyayı tahribata topraktan başladılar.Su ve hava ile devam ettiler. Ay da ,Mars ta hayat için dünya hayatını tahrip ettiler.Şimdi de KÜRESEL ISINMA var diye ortalığı bulandırıp,gündeme oturuyorlar. Sanki herşeyde KÜRESELLEŞMEYİ yapan ,destekleyen onlar değil de , Ayşe teyze ile Hasan amca. Tarımda küreselleşme yaptılar,toprakları tahrip ettiler.Sanayiide küreselleşme yaptılar,su ve havayı tahrip ettiler.Devlette küreselleşme yaptılar,insanları tahrip ettiler. Asırlardır,yaktılar yıktılar,kazdılar attılar,beton binalar diktiler,yediler içtiler,kirlettiler.Cenneti cehenneme çevirmek için büyük çaba gösterdiler. Bir fabrika yetmez,organize sanayi bölgesi kurdular.Nereye?En iyi toprak ihtiva eden ovalara ve sulak alanlara,Adapazarı,Bursa,Çatalca,İzmit,İstanbul,Konya…… Organize olarak topraklar fabrikalarla kaplandı.Fabrikalar suya ve denize yakın olmalıydı. Ve de çok büyük alanları kaplamalıydı.Tarım yapmak ucuz işlerdi. Ne gerek vardı öyle arazilere.Denizlere yakın kıyı ve limanlar da öyle.Üretmek kolay,harcamak kolay,suyu,denizi ve havayı kirletmek çok kolay. Gecekondu mahalleleri olmaz.Toplu konut alanları oluşturuldu.Nereye? En iyi toprak ihtiva eden ovalara ve sulak alanlara. Topraklar betonla hapsedildi,su,hava toplu harcandı ve kirletildi.DORA,ANTRİUM,YEŞİLVADİ ……..v.s yapılaşması gibi İstanbul Ovaları ve Sulak alanları küresel yok edildi. Kıyılar, ya plaj ya da villa ile küresel yok edildi. Küçük tekneler ve ağlar yetmez.Büyük olmalı ve trolle avlanmalı dendi. Deniz canlıları toplu avlandı ve toplu kirletildi.Açık denizler yetmedi kıyılarda avlanmalar başladı.Deniz canlıları da küresel yok edildi. Denizi deniz yapanın,suyu su yapanın,toprağı toprak yapanın, devleti devlet yapanın, nihayetinde ;Dünya’ yı dünya yapanın, içinde yaşayan canlıların olduğunu bilselerdi. Tatmin olmadı bi türlü insan.Oralarda benim olsun dedi ve küreselleşti,küresel silahlardan,küresel mermileri, bombaları yağdırdı küresel olmayanlara. Çoluk çocuk ayırt etmeden küresel öldürdü. 1.Dünya Savaşında Osmanlı Devletine yağan küresel silahlar ve bombalar, Hiroşima da daha da küreselleştiğinde, refah içindeki diğer dünyalılar bugünü tahmin edemediler…!!!!!!!!! Afganistan,Çeçenistan,Balkanlar,Ortadoğu,Vietnam,Kamboçya v.d’ne yapılan küresel hareketlere refah içindeki diğer dünyalılar hiç tepki göstermediler. Sandılar ki;yağan bombalar oradakilerin üzerine yağıyor.Çünkü dümdüzdü dünya. Halbuki; herkes kürenin içindeydi,herkes dünyadaydı. Herkes aynı havadan,aynı sudan,aynı topraktan faydalanıp aynı hayatı yaşıyor ve aynı nefesi alıyordu.Aynı yağmurla ıslanıyor,a ynı güneşle ısınıyor,aynı karla üşüyor,aynı rüzgarla serinliyordu. Aynı denizde yüzüyor,aynı suyu içiyor ve aynı gıda maddelerini yiyordu. İnsanlar küreselleşirken,dünyanın küreselliğini bozdular. Küreselliği bozulan dünyanın dış etkilere karşı direnci azaldı. Ateşi yükseldi.Başı ağırdı.Tedavi geciktiği için zatürre oldu. Tansiyon problemi de başladı.Kollesterol,şeker yükselince ve terlemeler başlayınca içinde yaşayanlar da ısınmaya terlemeye başladılar. Evet. Bir Küre olan Dünya’ mızın şekli bozuldu. Yamuklaştırıp kendimize benzettik Gözü aç İnsanlar ,toprakları kazıyıp denize dökmekle,üzerlerini betonlarla kapatmakla,denizleri,gölleri,dereleri kirletmekle, balıkları ve diğer deniz canlılarını, postu güzel canlıları katliam derecesinde avlamakla,kendi emegi ile yetiştirmediği ormanları tıraşlamakla,ovaları,sulak alanları,kıyıları zehirlemekle, kendi yaratmadıgı insanları öldürmekle;aslında atmosferin kaynağını da yok ettiklerini anlamadılar. Bunları yapanlara karşı Gözü kapalı İnsanlar da bir türlü KÜRESELLEŞEMEDİLER.Çünkü teknikleri yoktu!!! Hiç düşünemediler. Hiç yetinmediler. Bu Dünya’nın kıymetini bilmiş gibi,kalkıp başka dünyalar aradılar,arıyorlar da.Bulamazlar.Çünkü,başka Dünya yok. Çünkü,evrendeki diğer gezegenlerde atmosfer yok.Neden…………? Neden atmosfer yok…? Çünkü,taş,toprak ve su yok…… Çünkü,bitki ve hayvan yok. Çünkü,insan yok. Peki, ADALAR yamuklaşmadan nasıl etkilenecek
|
|
Ne zaman Bostancıdan Vapura binsem Mavi Marmara da, Beş Adet Yeşil Balina görürüm.
Yeşil Balinalar ‘a vapurla yaklaştığımda ise uzaktan fark edilmeyen beyazlıkları görürüm. İnsanlara her zaman faydası olan Yeşil Balinaların beyaz kısımlarında, insanların doyumsuzluğunun,vefasızlığının izlerini görürüm.İnsanlar,hem yeşil balinaların derisini yüzmekteler, hem onların hayat ve neşe kaynağı olan denizlerini karaya dönüştürmekteler. Herkes kürenin sobasına yakacak malzeme katkısında bulunuyor çünkü. Adalılar,1 yüzyıldan bu yana küresel susuyor,küresel uyuyor,küresel oturuyor ama bi türlü küresel kalkmıyor,konuşmuyor ve faydalı şeyler yapmıyor. Yeşil balinalar,beyaz balinaya dönüşecek.Mavi marmara , kara marmara ya dönüşecek.
Marmara Fay ı nın yapamayacağını bizim insanlar ve ADALIYIM diye öğünenler yapacaklar. Küre yi ısıtan sobaya biraz malzeme bizden diyerek yapacak bunu.Şimdiye kadar yaptıklarından bunun hesabını rahatça yapabiliriz. Nasıl? Bir asır evvel,Adalar bağ bahçe ve yemyeşil iken,asrın yarısında medeniyet ve konfor diye kara dumanlı vapurlar,mavi Marmara da turlamaya başladığında, herkes memnun. Neden? rahatça ve hızlıca İstanbul a ayak basacaklar,İstanbul lular da Adalara. Ne güzel, ne hoş değil mi? Vapurlar yetmiyor Adalılara deniz otobüsleri istiyorlar onlarda geliyor.Daha hızlı ve konforlu.Medeniyet dediğin böyle olur.Oh oh.Herşey güzel. Ulaşım çok güzel.Adalar yeşil.Marmara mavi.Kıyılar temiz. O zaman ne duruyorsunuz Herkes Adalara.Kınalı sahillerine ,Heybel ye ,Burgazada ya,Büyükada ya.Yorgo Ali de triplex plaj da yapılıyor.Kınalıda Ayazma da, Burgazda Kalpazan da kızılçamlıklara.!!!! Gelsinleeeeeeeeeer.Kirletsinleeeeeer.Yeter ki para olsun.
Ben de Adalara yerleşeyim,sende Adalara yerleş,Onlar da Adalara yerleşsin derken.Bağ,bahçe,kıyı ,deniz ,orman, olmuş iskan.Ne güzel. Kaliteli yayın için uydu ve baz istasyonu koyulacak yer içinde Adalar seçilmiş. Ne güzel değil mi.Milletçe severiz televizyonu,radyoyu,telefonu.Olmazsa olmazdır. Bende dikeyim direk,sen de ,onlar da.Ne güzel.İyide para veriyorlar. Geçim kaynağı ne yapalım. Radyasyon yayacakmış,bitkiler ve insanlar kanser olacakmış önemli değil. Ben de gideyim pikniğe,yüzmeye denize kıyılara sen de git,onlar da gitsin derken. SONUNDA ADALAR GİTMİŞ!!!! Adaları yakacağı kadar yakmış ve ısıtmış insanlar.Kıyıları,denizleri,bağları ve bahçeleri,ağaçları yok ederek.Bozarak,dağıtarak. Belki bilen vardır ama, benim şu bildiğimi bilen azdır. Adaların toprağı ;bağ bahçe kuzey kesim kıyı ve düz alanlarda alüviyon,yamaçlarda kuvarsit,bazı yerlerde kuvarsit ve andezit,
Güney yamaç kıyı şeridinde ise kireçtaşından oluşmaktadır. Toprak derinliği ise kıyılara yakın bağ bahçe ve düzlüklerde 60-80 cm, yükseklik arttıkça 20-30 cm’dir.Yücetepe de anakayayı ve anakayada 150-200 yaşında kızılçam bireyleri.Hiç toprak yok.
Gördüğünüz ormanların çoğu anakayaya çakmıştır köklerini. Boyları10-15 m yi geçmez.Ve bodur yapıdadır.Binalar da öyle. Binalarla kızılçamlar arasında benzerlik dikkat çekicidir. Peki,ısınmadan nasıl etkilenecekler bakalım. Şu an ki ısıda, binalar için problem yok.Kızılçamlar için de.Binalar su problemlerini Anakara dan gelen şebekelerle çözmüş,deniz kıyılarına yakın yerleşmiş ve serinlemeye devam ediyor. Kızılçamlar ise denizlerin sayesinde havanın nemiyle serinliyor,anakayadaki sudan faydalanıyor.Anakaradan fayda yok.Isınan ısınana, ısındıkça bakın neler olacak. Isındıkça,esecek.estikçe ısınacak.estikçe kuruyacak,kurudukça ısınacak. Bence kızılçamlar binalardan daha iyi durumda olacak.Çünkü kızılçamlar, anakaradan faydalanmıyor.Çünkü kızılçamlar,insan değil.
Kızılçamlar anakayadaki suyu geliştirdikleri kökleriyle alıyor yapraklarına gönderiyorlar.Havanın nemindeki suyu yapraklardan emip serinliyor. Anakayadaki besin maddelerini alıp, besleniyorlar.Havadaki gaz halindeki besin maddelerini yapraklarıyla alıp, besleniyorlar.Bunu yaparken de insanlara ve dünyaya zararlı maddeleri alıp,faydalı maddeler üretiyorlar. Binalar ise şebekelerden gelen temiz suyu kullanıp kirletip ortalığa salıyorlar. Isınmak için enerji ve de yakıt tüketip hem havayı hem toprağı hem ormanı kirletip zehirliyorlar.Isınmak için ısıtıyorlar.Isındıkça ısınan binalar,anakaraya daha da muhtaç duruma düşmeye devam ediyorlar. Geçen sayıda belirttiğim üzere her yıl 3 gün ısınacak Adalar da. Aslında Adalıların istedikleri de bu değil mi?Daha doğrusu esnafın, pilajcıların ekmeğine yağ çalacak baharın ve sıcakların erken gelmesi ve de geç gitmesi.Isınan ısınana. İstanbul’ lularAdalara akacak.Kınalı sahillerinde triplex,fourlex plaj yapılsa yetmez, Kumsal yetmez iskele ve Atatürk meydanı da Plaj olacak,Heybeli meydanda, Burgaz liman da. Esnaf doyacak,eğer doyarsa tabii.Doyan doyana. Daha çok dondurma ,meşrubat ve su satılacak ve atıkları kıyılara,denizlere , ormanlara sokaklara atılacak. Daha çok dondurma ve meşrubat için daha çok derin dondurucu kullanılacak!!!!! Daha çok temizlik araçları ve çıkartma gemisi mazot yakacak.Isınan ısınana. Pikniğe gelenler ormanlara saldıracak,yakan yakana.Yanan yanana. Söndürmeye koşan itfaiye ve orman araçları da bol bol mazot yakacak,su atacak. Bu arada eski eser ahşap yapılarda yanacak.Yanan bu yapılara karbondioksit atılacak.Atan atana. Faytonlar yetmeyecek motorlu kara taşıtları,otobusler,taksiler dolacak,SİT –KİK kalkacak. Isınan ANAKARALILAR adalara akmakla kalmayacak yerleşecek.Residence,Resort,Mesort derken toplu konutlar yapılacak. Tüm kıyılar fourlex şezlong ve iskelelerle dolacak. Maltepe iskelede yetmeyecek,yeni yeni iskeleler yapılacak. Adalarda yetmeyecek,denizaltında şehirler kurulacak. Adalılar da kalmayacak tabii,adalarda.
Kızılçamlar da ısınan insanların hezimetine uğrayacaklar.Adalarda kızılçam değil,ağaç kalmayacak.Mavi Marmara da balık malık kalmayacak. Nereye kadar? 2006 sezonunda 16 Ekim’de Büyükada güney sahilinde denize girenler oldu. Ben o tarihi dikkate alıp ,hesabı yapmaya çalışacağım. 1 Mart ta Bahar başladı.Ekim 16.Kasım 30.aralık 31.Ocak 31. Şubat 28.29.yaklaşık 144 gün var önümüzde .Her yıl 3 gün ısınan Adalarımız,38 yıl sonra Bostancıdan ya da Maltepe’den bir deniz aracıyla gelme şerefine eren olursa ; KARA MARMARA DA BEYAZ BALİNALAR görecekler.. Aslında ısınmıyor, soğuyoruz. Konya Ovası,Çatalca Ovası,Harran Ovası,İzmit Ovası ve Sakarya Ovası’nın kıymetini bilenler Marmara Ovasına sahip çıkarlar belki. Evet.MARMARA OVASI.
Çünkü; Yeşil Balinalar, Beyaz olurken,Marmara’nın mavi suları meşhur fay Çınarcık Çukuruna çekilince,beyaz balinalara 10 km mesafede 1265 m derinliğinde gölet kalacak.Geride ise sadece 50-60 METRE aşağımızdaki plato, MARMARA OVASINA dönüşecek. Ve biz bu ovada tarım yapacağız.Çınarcık Gölet’inde balık avlayacağız.Sivriada da dağcılık,Yassıada da hayvancılık,Neandros’ta avcılık yapacağız. O zamanda ne çamkeseböceği olacak ne de kabuk böceği.Ne de KIZILÇAM. Ne plaj,ne tekne ne vapur ne de deniz otobüsü ne de balık restoranları.Atlar inekler ovada otlayacak. O zaman Beyaz Balinalar isimleri de değişmiş olacak tabii.
BÜYÜKTEPE,HEYBELİTEPE,BURGAZTEPE,KINALITEPE,SİVRİTEPE, YASSITEPE,SEDEFTEPE,TAVŞANTEPE VE KAŞIKTEPE.
|
|||||||||||||||||||||||
|
THAUO,ORTHO VE BLASTO YA KARŞI, CALO,FERO,ANASTO,PYHRİXO VE İNSANO ZAFERİ…………
Sayın Adalılar geçen kış Thauometapoa pityocampa(Çamkese böceği),Blastophagus piniperda (Orman Bahçıvanı) ve Orthotomicus erosus(Akdeniz kabuk böceği) tahribatı nedeniyle münferit halde kuruyan ve böcek ocağı daha doğrusu fabrikası haline gelen kızılçam ağaçlarını kestirdiğim için çok kızmışlardı.Basında da yer alan haberlere cevapsız kalmamıştım elbette ve anlatmıştım nedenini .Ancak Bazıları anlamamakta güçlük çekmişlerdi.Bunun başka çareleri yokmuydu da bugüne kadar neden bir şey yapılmamıştı da bu hale gelmişti ormanlar.
Bir yıl önce bu fabrikaları kapattım.Çok tepki aldım.İşçiler(Ortho ve Blasto) açıkta kaldı,ne olacak onların hali çoluk çocuklarına nasıl bakacak diyenler oldu.!!!!!!!!!
Bu işçiler(Ortho ve Blasto) fabrikalardan kazandıklarıyla hızla nüfuslarını artırıp ,ormanları ele geçirip kızılçamları kesip yakıyorlardı.Yanıp kahverengiye dönene kadar hiçkimse göremiyordu çünkü.Zabıt tutup mahkemeye versem savcılık nüfus kayıt örneğini,ikametgahını isteyecek bi de ifadeye beni çağırıp soracaktı.Şef ; şüphelileri, kızılçamları kesip yakarken gördün mü? Bunların nüfus kayıtları yok,ikametgahları yok.Sonuç????? Ben en iyisi kesin çözüm olarak fabrikaları yıktım ve söküp,parçaladık ve yurtdışı ettim. Tabii ki yeni hastalanmış kızılçamlara da yayılıp çoğalma girişiminde bulunmuştu. Hemen yayılışın çok yoğun olduğu alanlara Fero(Feromon) tuzaklarını kurduk.Ve av başladı.Tuzaklara Ortho ve Blasto dişi kokusu salgılayan biyolojik tabletleri astık.Kokuyu alan erkek bireyler gelip kapana yakalandılar.Her ay yaptığımız kontrollerle yakalanan bireyler sayılarak toplanıp depolandı.Ve koku etkisi geçen tabletler zamanında,değiştirilerek yenilendi.2006 Dönem sonu itibariyle yakalanan erkek Ortho ve Blasto birey sayısı 54400 adet olarak tesbit edildi.2007 dönem sonu itibariyle ise bu sayı 200.000 e ulaştı.Bu şu anlama gelmekteydi:Artık nüfus artışı durdurulmuştu.Fabrikalar da yok denecek kadar azdı.Kızılçamlar kurumayacaktı. Bununla birlikte kızılçamların ibreleriyle beslenip,çoğalıp hızla yayılan ve asıl fabrikaya zemin hazırlayan Thauo larvalarını toplayıp,orman içlerinde tesis ettiğimiz dört tarafı suyla çevrili adacıklara hapsederek aç kalmalarını sağladık.Aç kalan Thauo’ nun midesindeki parazit Phyrix caudata(Bildiğiniz kara sineğin büyüğü yani kimyasal ilaçlarla öldürdüğünüz)faaliyete geçerek Thauo larvalarını içten yiyerek gelişip büyüyerek larvaları parçalayıp,yok ederek dışarı çıkıp ormana yayıldılar ve hemen çalışmaya başladılar.Kızılçamlara yayılıp ibrelerini yiyerek zarar veren Thauo ları öperek parazitlemeye başladılar.Görevlerini başarıyla tamamladılar. Bu uygulama da yetmezdi bunlara .Thauo ların bir avcısı vardı daha doğrusu Predatörü,Calosoma sycophanta.Daha önce Adalar Kültür Derneği nin girişimleriyle üretimi denenen Predatörler için,İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü OZM Şube Müdürlüğünün destekleriyle,Modern Laboratuar kurup,üretimine başladık.Büyük gayretlerle üretilen Calo’lar,larva döneminde yani Mayıs 2006 daa 2140, Mayıs 2007 de ise 12400 Adet üretilerek Büyükada,Heybeliada ve Burgazada kızılçam ormanlarına toprağa gömülerek bırakıldı.Bir ay sonra yapılan kontrollerde Calo erinlerinin oluştuğu ve dinlenmeye geçtiği tesbit edildi.Predatör görev başındaydı.Yeraltı dünyasında ne olup bitiyor göremiyoruz ama,Predatörler aç kalacak değil ya,Thauo ların pupaları ne güne duruyor.Calo’lar Thauo ları avladı. Geldik Eylül ayına.Thao lardan sağ kalanlar uçmadan önce yumurtalarını kızılçamların alt dallarına koyuyorlardı.Tesbit ettiğimiz ve alabildiğimiz 1100 adet Thauo yumurta koçanı ve yumurta koçanında bulunan yaklaşık 200-250 yumurtadan yeni çıkmış tırtılları adacıklara hapsederek adalarda ve Türkiye de ilk defa bir uygulama yaptık.15 gün sonunda yumurtalardan yumurta parazitleri "Anastatus bifasciatus" çıkarak,sağlıklı diğer Thauo yumurtalarını parazitledi,parazitlenmeyen yumurtalardan çıkabilen tırtıllarda açlıktan büyüyemedi ve Phyrix caudata tarafından stigmasına yumurta konarak parazitlendi ve midelerinden tırtıl parazitleri Phyrix caudata çıkarak faaliyete başladılar.Böylelikle 220.000 adet Thauo yokedilerek bir okadar parazit üretilmiş oldu.Bizim tesbit edip toplayamadığımız ve Calo’lardan kaçan Thauo lar ise çamkesesi oluşturacak sayıya ulaşamadıklarından kese oluşumlarını yapamadılar ya da zayıf küçük keseler yaptılar şu anda.Zaten onlarda bize Laboratuar da üreteceğimiz Calo’ lara yem olarak lazım.Hatta yetmeyecek. Bu uygulamaları yakından takip eden İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü OZM Şube Müdürlüğü Türkiyede ilk defa adalarda uygulanan ve başarılı olan bu yöntemin yurdumuz genelinde uygulanması için Orman Genel Müdürlüğüne teklif raporu sunacaklar. Ayrıca Calo’ların üretimindeki başarıdan dolayı İstanbul Merkez deki üretime son verilerek bundan sonra Adalar Orman İşletme Şefliğindeki Laboratuar da yapılması kararlaştırıldı.İstanbul Merkez Laboratuarında Ortho ve Blasto Predatörü nün üretimine başlanacak.Aynı üretim Adalar Orman İşletme Şefliği Laboratuarında da yapılacak.Laboratuarımızda üreteceğimiz Calo lar için yem Thauo lar diğer ormanlardan temin edilip derin dondurucularda adaya getirilerek kullanılacak. Kimyasal yok.yakıp yıkmak yok. Tamamen doğal denge ve sosyal adalet diyebiliriz. Gerçektende şu ana kadar yapılan tesbitlerde adalarda kuruyan kızılçam sayısı geçen yıllara göre %5 seviyelerine düştü. Başka Büyükada yok, Başka Heybeliada yok, Başka Burgazada yok, Başka Kınalıada yok, Başka Sedefadas yok, Başka İstanbul yok, Başka Türkiye yok………………….. |
|||||||||||||||||||||||
|
ENDİŞELENMEYİNİZ! OPERASYONLAR SONUÇ VERMEYE DEVAM EDİYOR. Planlı ve önemsenerek yapılan bilimsel çalışmalar her zaman olumlu neticelenmiştir. Orman İdaremizin,Adalar ormanlık sahalarının her türlü biotik ve abiotik zararlara karşı koruma ve mücadele çalışmaları kapsamında başlatılan planlı çalışmalar ara verilmeden yapılmıştır,ara verilmeden de yapılmaya devam edecektir. İdaremize ait planlı çalışmalar uzun vadeli ve sabırla yapılmakta olup, yapılan hatalar geri dönülmez karakter taşımaktadır.Bu yüzden planlar uzman ekiplerce yapılmakta ve uygulamalar uzman ekiplerce devamlı kontrol altında tutulmaktadır.Talihsiz Burgazada yangını sonrası yapılan çalışmaların sonuçları yerinde görülmelidir.Adalar ormanları 2003 yılından bu yana sıkı bir incelemeye alınmış ve planlı uygulamalar yapılmıştır. Adalar ormanlarına zarar veren biotik faktörler derecelerine göre sıralarsak İNSANLAR,BÖCEKLER VE KOYUNLAR-KEÇİLER-İNEKLER-ATLAR.dır. İNSANLAR:Ormanları gözleriyle ve sözleriyle severler ama yaptıklarıyla yok etmek için adeta yarışırlar.Ormanlar, doymak bilmeyen insan faktöründen zarar görürler.Ayrıntıya girmeyecem. BÖCEKLER:Aslında böceklerin zararlı olduklarını söylemek yanlıştır. Böceklerin ormanlara hiçbir zararı yoktur.Onlar doğal denge gereği yaratılmıştır.Her canlının bir görevi olduğu gibi onlarda dönüşüm fabrikalarıdır. Onlar olmazsa toprak olmaz ,devamında hiçbir canlı olmaz. Böcekler mezofaunayı oluşturan topluluktur. Odunu ve yaprağı organik maddeye çevirerek toprağı zenginleştirir ki, bitkiler büyüyüp gelişebilsin. Ancak insanlar böceklerin dengesini bozduğu,kuşları yok ettiği için ve ormandaki ağaçların sağlığını bozucu faaliyetlerde bulunduğu için ki,piknik ve devamında yangın en başta gelen nedendir,böceklerin dengesini bozar ve zararlı duruma dönüştürürler. Çünkü, nedeni insan olmayan hiçbir yangın yoktur. En son sırada bulunan küçükbaş ve büyükbaş hayvanların zararı diğerlerinin yanında karınca gibi kaldığından bahsetmeye bile gerek duymuyorum. Ağaçlandırma sahalarına girmedikleri sürece tabi ki. Böceklerin bozulan dengesini sağlamak amacıyla 2 yıldan bu yana çalışmalarımız planlandığı şekilde yapılmıştır ve uygulamalar devam edecektir. Şimdi sizlere yapılanları hatırlatıp düne kadar yapmış olduğumuz tesbit çalışmalarından değerler vererek bahsedeceğim: 2005 yılında İşletme Şeflik Merkez laboratuarını modern hale getirip,İ stanbul Orman Bölge Müdürlüğümüz ve OZM Şube Müdürlüğümüz uzman mühendislerinden oluşan teknik ekibin katkılarıyla Çamkeseböceğinin yırtıcısı olan PREDATÖR böceğin üretimine başladık.1Mayıs 2006 tarihinde Üretilen bireyler 2140 adet Adalar Kızılçam ormanlarında yoğun tahribatın olduğu alanlara usulune uygun bırakıldı.Yaz ortası yapılan kontrollerd |